07 May 2020

ABİDİN ELDEROĞLU (1901-1974)

 

ABİDİN ELDEROĞLU (1901-1974)
‘Salıncak’, tuval üzeri yağlıboya, imzalı.
100 x 81 cm

Türkiye’de 1950’li yıllarda belirgin bir çizgi oluşturmaya başlayan soyut eğilimin 1960’lı yıllardaki önemli temsilcileri arasında yer alan Abidin Elderoğlu, yenilikçi ve özgün sanat anlayışı ile Türk resim sanatı tarihimizde ayrı bir yere sahiptir.  ‘Yenilik sanatın öz sorunudur’ ilkesi doğrultusunda, tüm yaşamını üretken, yaratıcı ve her daim bir arayış içinde sanatına adayarak geçirmiş ve bu bağlamda hem teknik, hem anlatım açısından çağdaş resim sanatına özgün katkılar sağlamıştır.

1926 yılında İstanbul Öğretmen Okulu’ndan mezun olduktan sonra, 1930’da Türk Maarif Cemiyeti’nden aldığı burs ile Paris’e giderek burada Tours Güzel Sanatlar Akademisi’nin derslerini takip etti. Julian Akademi’de Paul Albert Laurens  ve Andre Lhote’un atölyesinde çalıştı. 1932 yılında Türkiye’ye döndü. İzmir Öğretmen Okulu’na öğretmen olarak atanan Elderoğlu, bunu izleyen yaklaşık 30 yıllık süre zarfında öğretmenlik görevi ile sanat yaşamını bir arada sürdürdü. 1942 yılında CHP’nin Halkevleri aracılığıyla düzenlediği yurt gezileri kapsamında Muş’a giderek buradan çeşitli manzara resimleri yaptı. 1963 yılında San Paulo Bienali Şeref Ödülü’ne, 1966 Tahran Bienali İran Şahı Büyük Ödülü’ne ve 1972 yılında da Fransa’da Cagnes-sur-Mer Bienali Ulusal Ödülü’ne layık görüldü.

Sanatçının ilk dönem çalışmalarında yarı-Kübist bir anlayış hakimdir. Daha sonra Barok kıvrımları anımsatan bir biçim anlayışına yönelen ressam, 1940’lı yıllardan itibaren ise renk lekelerinin egemen olduğu figüratif soyutlamalar gerçekleştirmiştir. 1960’tan sonra kaligrafik çizgilerden yararlandığı soyut yapıtlarını üretmeye başlamış, 1960’ların sonunda da yine kaligrafik çizgilerden hareketle ama çizgisellikten lekeciliğe yönelen bir soyutlama anlayışına geçerek düşsel biçimler oluşturmuştur. Doğadaki biçimleri ayıklayarak soyuta ulaşan ve oradan geleneksel hat sanatına gönderme yapan bu eserlerinde; Doğu sanatlarının çizgisel değerleri, Uzakdoğu’nun fırça ustalığı ve esnekliği ile Batı resminin öğelerini birleştirerek ritmik, dinamik, soyut bir biçime ulaşmıştır. Böylece Türk resmi içinde gelenekle çağdaş yorumun başarılı birleşimini gerçekleştiren özgün sanatçılardan biri olmuştur. Resim çalışmalarının yanı sıra Türk resmiyle ilgili çeşitli makaleler de yazan ressam, ölümünden bir yıl önce hem meslektaşlarını, hem de aralarında Şadi Çalık ve Şeref Bigalı gibi önemli isimlerin de bulunduğu pek çok öğrencisini etkileyen ‘Benim Sanatım’ başlıklı manifestoyu yayınlamıştır:

“Benim sanatım, resim sanatının soyutluğunu sağlamak amacıyla, müzikteki seslerin, işlevlerine göre uyumlanmasına koşut olarak renk, biçim, açık-koyu ve yarım koyuluk gibi plastik öğelerin etkinliklerine dayatılmış ve böylece oluşmuştur. Resimlerim neden ve konu aramaya kapılmadan gözle dinlemek içindir. Sorun, konudan sıyrılmak, konusuz plastik bir müzikalite sağlamaktır. Amaç bir kaos yaratmaktır. Buysa, eşyayı bu yolda uygulamak, örgütlemek, onlara bir görev vermek ya da bu görevlere uygun etkin plastik elemanlar yetiştirmektir. Günümüze kadar, konu ile oluşmuş ve gelişmiş bir sanat dünyası bulunuyordu ve biz onlara hayranlığımızı beslemişsek de, bu duygusal değer salt konuya dayanmış değildir. Konu, gerçek sanat duygusunu ve anlayışını zayıf düşürüyor. Sanatın kendine özgü saf duygusallığı özgür kalamıyor. Gövdenin ağırlığı daha yükseklere uçmaya engel oluyor. Ben bunu böyle gördüm ve öyle anladığım için bu yolda çabalamayı inançla sürdürdüm. Güzellik ve sanat duygusunun arı ve özgün anlamı doğadan, insan varlığından ve ruhsal yasalardan kaynaklanmaktadır. Konudan sıyrılarak soyut bir sonuca varmak için de bu temelden ayrılmak mümkün değildir. Doğadan ve ruhsal yasalardan bilinçaltında beslenerek gelen niteliklerin kuramlarla bilinçli olarak yansıtılabilmesi yaşadığım çılgın sanat dünyasında açıklığa kavuşmuştur. Bugün sanatçı her öğeden yararlanıp yepyeni bir kaos yaratabilir. Yeter ki kuramlar iyi kavranabilsin, yol iyi seçilsin. Sanatım, Uzakdoğu’ya kadar uzanan Asya sanatının teknik ve becerisi temeline oturmaktadır. Fırça vuruşumda ise Avrupa sanatının canlılık, kıvraklık, duygululuk ve zenginliğinden esinlendim”.

Bu manifesto Elderoğlu’nun modern resim anlayışına getirdiği özgün yaklaşımın özellikle genç kuşaklara aktarılması bakımından büyük önem taşımaktadır.