ŞEREF AKDİK (1899-1972)

 

Temelde İzlenimcilik akımı doğrultusunda çalışan 1914 kuşağı ressamlarındandır. Ünlü hattat Kamil Akdik’in oğlu olan Şeref Akdik ilk resim derslerini babasının desteği ile Hoca Ali Rıza’dan aldı. İlk ve orta öğrenimini Fatih’te tamamlayan ressam, 1915 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi’ne (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) girdi, bu okulda Warnia Zarzecki, Hikmet Onat, Ömer Adil ve İbrahim Çallı ile çalıştı. Akademi’de öğrenciyken, 1916 yılından itibaren Türk Ressamlar Sergisi’ne, ardından da 1921’den başlayarak Galatasaray Sergileri’ne katılmaya başladı. 1924 yılındaki mezuniyetinden sonra Gazi Osman Paşa Lisesi’nde bir yıl öğretmenlik yapan Şeref Akdik, yurtdışı sınavlarını kazanınca Mahmut Cûda, Muhittin Sebati, Cevat Dereli ve Refik Epikman ile birlikte 1925 yılında Paris’e giderek 1926’da Julian Akademisi’nde Albert Laurens (1870- 1934) ile çalıştı. 1928 yılında İstanbul’a dönen ressam, çeşitli liselerde resim öğretmeni olarak görev yaptı. 1929 yılında Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği’nin kurucuları arasında yer aldı. 1951 senesinde atandığı Güzel Sanatlar Akademisi’nden 1964 yılında emekli oldu.

 

Şeref Akdik güçlü deseni ile izlenimci- realist çizgide eserler vermiştir. Portre, natürmort, peyzaj ve figür düzenlemelerinden oluşan büyük boyutlu kompozisyonlar yapmıştır. Anadolu insanının yaşamını konu aldığı figür düzenlemelerinde ve portelerinde akademik-realist anlayışa bağlı kalmış, ancak Anadolu ve İstanbul’un çeşitli köşelerinden suluboya tekniği ile gerçekleştirdiği peyzajlarında izlenimci üsluba daha yakın çalışmıştır. İzlenimci akımın renk anlayışı ve ışık- gölge kuramıyla hacimsel arayışlar ve sağlam yapı kaygısını birleştirme eğiliminde olmuştur. Portre ve figür çalışmalarında yerel giysilerin özellikleriyle birlikte Anadolu insanının iç dünyası da tuvale yansıtılmıştır. 1932’de Ankara Halkevi’nde ilk kişisel sergisini açan sanatçı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin Halkevleri aracılığıyla yürüttüğü yurt gezileri programlarıyla yaygınlaşan sanatta, yöresel ve ulusal eğilimin güçlenmesinde de büyük katkıları olan bir ressamdır. Söz konusu program dahilinde 1940 yılında Mersin’e, 1943 yılında da Erzurum’a giden ressam, bu bölgelerdeki çevre görünümlerini, yerel tipleri ve köylüleri, yer yer belgesel nitelikler de taşıyan akademik-realist bir üslupla tuvaline yansıtmıştır. Resmin yanı sıra hat alanında da önemli çalışmalar yapan Şeref Akdik, bu tür çalışmalarında kaligrafik özellikler ve istifleme açısından geleneksel kurallara bağlı kalmıştır

Şeref Akdik 1911 yılında Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin çocuklar için düzenlediği yarışmada "İkincilik" Ödülü, 1939’da San Fransisco Resim yarışmasında "Madalya", 1945 yılında ise 7. Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde "Küçük Binici" adlı yapıtıyla Birincilik Ödülü almıştır.