FİKRET MUALLA (1903-1967)

 

FİKRET MUALLA (1903-1967)
‘Bar’, kağıt üzeri guvaj, imzalı, 1954 tarihli.
28 x 40 cm 

 

Tam adı Fikret Mualla Saygı olan ressam, kendine özgü renkçi ve lirik bir Dışavurumcu anlayışla gerçekleştirdiği yapıtları ve çalkantılı yaşamıyla tanınır. Galatasaray lisesinde yatılı okuduğu yıllarda, bir futbol maçında kırılan ayağının sakat kalması, hırçın ve içine kapanık bir kişilik kazanmasına neden olur. Okuldan kaptığı İspanyol gribinin annesine bulaşması sonucu annesinin genç yaşta vefat etmesi de sanatçıyı derinden etkiler. Annesinin ölümüne neden olduğu düşüncesi ve suçluluk duygusuna babasının hemen evlenmesinin de eklenmesi yaşamı boyunca taşıyacağı ruhsal sıkıntıların temelini oluşturur.  Fikret Mualla’nın heyecanlı kişiliğinin ve çalkantılı iç dünyasının yansımaları resimlerinde belirgin olarak görülür. Mutlu olabilmek ve her şeyi unutmak amacıyla resim yapan sanatçı, sanat dünyasındaki çeşitli akımlardan birebir etkilenmemiş, bunların kendince bir sentezini yaparak resimlerini yaparken sezgilerini ve duygularını ön plana çıkarmış ve kendi tarzını yaratmıştır.

 

17 yaşında iken Galatarasay Lisesi'ndeki öğrenimini yarıda bırakıp mühendislik okuması için Almanya’ya gönderildi. Zamanla resmin mühendislikten daha fazla ilgisini çektiğini fark eden Fikret Mualla, dönemin konsolosu Rıza Bey desteği ile Münih Güzel Sanatlar Akademisi'nde afiş ve desinatörlük, ardından Berlin Güzel Sanatlar Akademisi'nde resim eğitimi aldı. 1929 yılında Paris’e giderek Montparnasse ve Saint Germain gibi önemli sanat çevrelerine girdi. 1930 yılında Türkiye'ye döndüğünde, mezun olduğu Galatasaray Lisesi'nde ve Ayvalık Ortaokulu'nda kısa bir dönem resim dersleri veren Fikret Mualla, daha sonra İstanbul’a yerleşerek Şehir Tiyatroları’nda oynanan ‘Lüküs Hayat’, ‘Deli Dolu’, ‘Saz Caz’ gibi dönemin ünlü operetleri için kostümler çizdi. İsmail Hakkı Baltacıoğlu'nun çıkardığı Yeni Adam Dergisi için desenler hazırladı. Bunlar dergide belli metinleri resimlediği gibi, tek başına sanatçı desenleri ve karikatürleri olarak da yayınlandı. Nazım Hikmet’in ‘Varan 3’ adlı şiir kitabını ve ‘Benerci Kendini Nasıl Öldürdü?’ adlı piyesini resimledi. Aynı dönemde sanatsever Salah Cimcoz’un Moda'daki konağına yerleşerek Cimcoz'un üç çocuğuna resim dersi vermeye başladı. 1939 yılında New York Dünya Sergisi’nde açılan Türk Pavyonu’nda sergilenmek üzere Eyüp, Çamlıca, Üsküdar, Sultanahmet gibi İstanbul’un çeşitli köşelerinden 30 kadar resim yaptı. Aynı yıl bir daha dönmemek üzere Türkiye’den ayrılarak Paris’e yerleşti ve ölümüne değin burada yaşadı. Alkol sorunu, polis fobisi, yurt özlemi nedeniyle yaşadığı sıkıntılar sanatçının, İstanbul’da olduğu gibi Paris’te de bir kaç kez hastanede tedavi görmesini gerektirdi ve yaşamı çeşitli sanatseverlerin koruması altında devam etti. 1954 yılında Paris’te ilk kişisel sergisini açan Fikret Mualla, bu sergi sayesinde Paris sanat çevrelerinde kısa sürede adını duyurdu ve Picasso gibi dönemin önemli sanatçılarıyla tanışma fırsatı buldu. İkinci sergisini ise iki yıl sonra açan ressam sergiden sonra tekrar akıl hastanesine yatırıldı. 1950’li yılların sonuna doğru Madam Angles ile tanışarak onun himayesine girdi ve 1967 yılındaki ölümüne kadar Madam Angles’in koruması altında yaşadı, onun için eser üretti.

 

Renklerle oynamayı seven sanatçının, Henri Matisse'in renk kullanımından çok etkilendiği bilinir. Resimlerini genellikle renkli fon kâğıtları üzerine guvaj boya ile yapan sanatçı, suluboya ve pastel malzemelerini de resimlerinde sıkça kullanmıştır. Yaşamak için resim yapan bir ressam olarak durmaksızın üretmiştir. Zor bir yaşamın acıları onun paletinde rahat resimlere dönüşür. Yaşamındaki dengesizlikler, ruhsal yapısındaki sarsıntılar sanatçı yaratıcılığını besler. Bu sarsıntılardan ancak resim yaparken kurtulabilmesi ise çalışma temposunu arttırmaktadır. Fikret Mualla, Alman Ekspresyonizminin güçlü etkileri kadar Kübik bir biçim dilinin de yansımalarını taşıyan çeşitli konuları ele alır. İşçiler, köylüler, mahkumlar, yoksullar, kadınlar, bürokratlar, denizciler, sanatçılar, konserler, briç oynayanlar, tımarhaneler, sokaklar ve çocuklar…Sanatçının çizimlerinde Ekspresyonizm’den Kübizm’e, Konstrüktivizm’den Fovizm’e, Alman baskı sanatından Japon baskılarına, Ernst Ludwig Kirschner’den (1880-1938) Emil Nolde’ye (1867-1956) değişen ve çeşitlenen bir çizgi kalitesi görülür. Karikatürlerinde yalnızca akımlar bazında bir bilgilenme ve etkilenmesinin ötesine geçtiğini, sanatsal/kültürel çeşitliliğini özümseyerek dilediğince kullandığını duyumsarız. 1930-1940’lı yıllarda tablolarında yoğunlaştığı konu tarihi, coğrafyası, iklimi ve insanı ile İstanbul kentidir. Özellikle Ayasofya kendisi için ayrı bir yer tutar. Öte yandan Fikret Mualla resimlerinde Eyüp Sultan’ı, Balık Pazarı’nı, Karacaahmet’i ve İstanbul’un daha birçok önemli yerini dolaşmıştır. 1939 yılında Paris’e yerleşince bu kent ile de benzer bir ilişki kurmuştur. Paris sokakları, çarşısı, pazarı, hastaneleri, otelleri, en şık ve en berbat semtleri, kahveleri ve barları onun resimlerinde renk renk yeniden canlanır. Kadınlar, erkekler, çocuklar, köpekler, satıcılar ve baloncular ressamın sokak tasvirlerinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Bu sokaklarda kimi zaman İstanbul’dan çalınmış bir balıkçı tezgahı ile de karşılaştığımız olur. Ressamın ölüdoğaları onun çevresiyle ve kendisiyle kurduğu ilişkilerin simgeleri gibidirler. Yaşantısında büyük yer tutan barların, lokantaların ve içki masalarının birer ayrıntısı niteliğinde olan bu ölüdoğalarda meyvalar, çiçekler, şişeler, sepet içinde şarap şişeleri gibi nesneler tek başına önemsenerek büyütülür.

 

1967 yılında, Madam Angles himayesinde yaşamını sürdürdüğü Alp Dağları’nın eteğinde, Reillanne’deki bir bakım evinde vefat eden Fikret Mualla önce Fransa’da, Manosque Mezarlığı’nda toprağa verilir. Oysa vasiyeti yıllardır hasretini çektiği yurdunda gömülmektir. Bu vasiyeti yıllar sonra, bir zamanlar babası Salah Cimcoz’un evinde kendisinden resim dersleri alan Emel Korutürk yerine getirir. Kemikleri, 1974 yılında, artık Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün eşi olan Emel Korutürk’ün çabalarıyla Türkiye’ye getirilerek Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilir.